Rahmetli babaannem pirinç ayıklarken bir tane yere düştü. Hemen onu aramaya başladı. Çocukluk işte, “Bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya değer mi?” dedim.
Rahmetli ilk defa bana öfkeyle doğruldu. “Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, dedi. Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?” Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.
Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde iken Alain'in Proposlarını okuyorum. Birden irkildim. Babaannemi hatırladım. Alain, “Bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri, göz nuru, el emeği vardır.” diyordu...
Stockholm’de otelde tıraş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir yazı gördüm. “Lütfen diyordu, tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu var, oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayiine yardımcı olun!..”
Japonlar son derece sade, basit, mütevâzı yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekâmül edememiş, hayatın mânâsını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım. “Bir mıh bir nal kaybettirir. Bir nal, bir atı, bir at bir orduya savaşı kaybettirir.” diyordu.
Almanya’da bir işçi kardeşimiz anlattı: “Burada her akşam 9.5’ta elektrikler kesilir. 10’a kadar herkes evine gider. Akşam hayatı biter, sabah 6’dan sonra yine başlar. Bu ara istirahat zamanıdır. En ufak gürültü, patırtı, bağırıp, çağırmak yasaktır. Bu Alman ekonomisine karşı bir baltalama gibi kabul edilir.”
Çocukken büyüklerimiz derlerdi ki: “Borçlu insanın boynu eğri olur.” Şimdi bırakın ihtiyaçları, keyif için faizle borç alan niceleri var. Fertte, ailede, iş yerinde, okulda, kışlada, hastanede israf...
Atılan ekmekler ve yemekler, akıl almaz nişanlar, düğünler, zevk için kırılan tabaklar, trilyonlara varan ilâç israfları, moda adına atılan kumaşlar, elbiseler, ayakkabılar, ev eşyası, boş yere yakılan elektrikler, akıtılan sular...
Hiçbir şeyi hor, küçük, önemsiz, basit görmeden, her zerreye saygıyla, edeple, incelikle bakabilmek, her zerrede Hakkın bir tecellisini görebilmek ne güzel bir haslettir.

