H İ K A Y E
Basra şehrinde bir zengin
aile vardı. Mallarının hesabını Allah bilirdi. Fakat Allah onlara ne kız, ne de
bir erkek evlat vermişti. Bunların dünyada dilediği bir evlat idi. Bunlar
dileklerine ermek için fukaraya ve zaiflere
külliyetli miktarda hayır hasenat yaptılar, çok dua aldılar. Bir zaman sonra, Allah’ü Teala bunlara öyle güzel
bir erkek evlat verdi ki... Sanki gökten ay inmiş hanelerine girmiş idi. Hz.
Yusuf kadar güzeldi. Anası ve babası şad olmuşlardı. Allah’a şükredip fukaraya
ve yoksullara tekrar şükran borcu olarak sadakalar ve ziyafetler verdiler. Bir
müddet sonra her fani gibi, baba Allah’ın Rahmetine kavuşup ameli ile baş başa
kaldı. Bu güzel çocuk, anası ile fanide kaldılar, çocuk günden güne gelişip,
güzelleşiyor idi. O kadar güzelleşti ki, onun yüzünü gören aşık oluyor, ondan
ayrılmak istemiyor. Güzelliği fitne olmuştu. Akıbet yüzünü nikab,
yani yüzünü örtü ile örtünüp öyle dolaşmaya başladı. Zira, gözlerin bakışından
emin olmak için böyle yapmayı uygun bulmuşlardı.
Günlerden bir gün, bu hatun oğlu ile bir işe
giderken, Basra’nın büyük camiinde namaz kılmak için mescide toplanmış, basra’nı alimlerinden halkın sevdiği ve saydığı velilerden
Abdullah bin Zeyd (R.A) vaaz ediyor, halk huşu içinde
bu varis-nebiyyi dinliyordu.Namazlarını kılıp
onlarda, bu dersi dinlemek üzere oturmaya karar verdiler. Zira bu derste iki
cihanda muratlarına nail olmak muhakkaktı. Zira bir varisi-nebi Allah’ın
kitabından, Nebi Alehisselamın siyerinden
bahsedecekti. Alim, kürsiye vakar ile oturup, orada
bulunan hafızlardan birine Kur’anı Kerimin bir
suresinden tilavet etmesini işaret etti. Kari yanık sesi ile surei Furkan’dan okumaya başladı.
Bütün meclis nefes bile almıyordu. Bir tek vücud haline gelmişti.
Mealen: Ve onlar ki,”Rabbimiz !
Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva
sahiplerine önder kıl !”derler;
İşte onlar, sabretmelerine karşılık Cennet’in en
yüksek makamlarıyla mükafaatlandırılacaklar, orada
hürmet ve selamla karşılaşacaklardır.
Orada ebedi kalacaklar. Orası ne güzel bir konak
ve ne güzel bir makamdır. (Furkan suresi ayet=74-76)
Abdullah bin Zeyd
Hazretleri, bu ayetin tefsirine başladı:
Allah’ü Teala
Cennet’te köşkler, saraylar ve haymeler yarattı ve
arşı alasının altında muallaktır. Allah’ü Teala, bu dünyayı ve yıldızları direksiz yarattığı gibi, bu
köşkleri, sarayları da direksiz yaratmıştır. Hava boşluğunda bulut gibi, havada
durur. Cennet ehli Cennet’ten bu sarayları görürler. Dünya ehlinin yıldızları
gördüğü gibi...
Bu havada muallakta duran sarayların üçyüz kapısı vardır. Her kapısı altındandır. Üzerleri yakut
ve pırlanta ile işlemelidir. Ne gözler görmüş ne de kulaklar işitmiştir. Kalbi
beşer dahi hatırına getirmemiştir. (gelemezde). Bu köşklerin kapısı açıldığında
Cenab-ı Peygamber (S.A.V) ile İbrahim Halilin mübarek cemalini görüp şad olurlar. Her bir köşkte
bir taht kurukluş , her bir tahtın üzerinde nurdan
döşekler döşenmiş ve her tehtın önünde bir ırmak
akar. Kardan soğuk, baldan tatlı, miskten daha güzel kokuludur.
Her tahtın önünde bir huri oturur. Ol hurinin her
birisi dört türlü nesneden yaratılmıştır. Başından bağrına kadar kafurdan,
göğsünden göbeğine kadar amberden ve göbeğinden dizine kadar miskten, dizinden
ayağına kadar safrandan yaratılmıştır. Her birisi Cennet libası giymiştir. Yüz
kat Cennet kumaşlarından elbiseler ihsan olunmuş. Türlü, türlü renk ve desen
ki, dil ile tarif olunamaz ve vasfa gelmez. O hurilerin güzel vücudları o giydikleri elbisenin şeffaflığından dışardan
bakıldığında görülür. Yakut tesbihin içinde ipliğin
görüldüğü gibi.
Her tahtın karşısında Cennet hizmetcileri,
vildanlar el pençe divan durmuşlar, ellerinde
buhurdanlıkla buhur yakıp etrafa güzel kokular neşrederler. Bir kısmının
ellerinde o hurilerin takacakları ziynetleri tutarlar. Eğer. O hurilerin bir
tanesi dünyaya yüzlerini gösterselerdi, iki yanaklarının nuru ayı karartır,
güneşi mat ederdi dediğinde;
Çocuğun annesi bu sözleri bu alimden işitince:
Benim oğluma bu hurilerden başkası eş olamaz, işte
oğluma alacak kızı şimdi buldum, deyip ayağa kalktı ve Abdullah bin Zeyd’e hitap edip:
-Ey Müslümanların imamı ! Allah sana rahmet
eylesin. Bu güzelm makamlar ve bu güzel hurileri
Rabbimiz kimlere ihsan edip verecektir? Dediğnde.
Abdullah bin Zeyd şöyle
ifade etmeye başladı;
-Şu sıfata nail olan mü’minler,
onların hakkını verip bu nimetlere ererler.
Kadın dedi ki,
-Onların hakkı nedir?
Alim devam etti:
-Dünyada günah işlememektir, Allah’ın emirlerine
itaat etmek, yapma dediklerinden kaçınıp yapmamaktır. Gece namazı kılmaktır,
gündüz oruç tutmaktır, Allah yolunda canını feda etmektir ilahi kelimetullah için, namus, mukaddesat için kafire kılıç
vurmaktır. Bu amelleri icraat edipde, gece ve gündüz
de Rabbilerine dua edip,( Ey bizim Rabbimiz ! Sen
bizim kadınlarımızı ve çocuklarımızı doğru yol olan dini İslamda
sabiti-kadem eyle ve bize onları itaatkar kıl. Senin şeriatına muhalif ameller
işlemesinler. İyman ile göçüp, biz onları Cennet’te
görüp; gözlerimiz, gönüllerimiz ferahlanıp, nurlansın.)
diyen zümre yani, aile ve efradını hak yoluna sevk edip onların ahiretini temin edenlere bu nimetler ihsan olunur.
Yine ibadete doyamayıp ta, (Yarabbi
! Bize öyle hidayet et ki, bizi Allah’tan korkanlara önder eyle. Rabbilerine ibadet edip böyle diyenler bu makama
sahiptir.).
Ders bitmişti. Kadın evine geldi. Kırk bin altın
alıp mescide döndü. Abdullah bin Zeyd’e teslim etti
ve dedi ki:
-Ey Müslümanların imamı ! Bunları al, verdiğin
derste müjdelediğin makam ve hurilere müjdelik olsun. Al bu malı hak yoluna
fukaraya sadaka eyle, dedi.
Bir zaman sonra, gaza ilan olunmuştu. Bu mü’minler için bir düğün haberi idi. Her taraf gazaya
hazırlanıyordu. Abdullah bin Zetd Hazretleri de, devrişlerini toplayıp gazaya hazırlanıyordu. Başına
kalabalık bir halk cem olmuştu ki, mezkur kadın oğlunun elinden elinden tutmuş olarak huzuru şeyhe geldi.
-Ey Müslümanların imamı!.
Oğlumu sana getirdim senin ile gazaya gitsin, diye
ricada bulundu.
Hz. Şeyh kabul edip, çocuğa güzel bir at aldılar.
O güzel delikanlı elinde süngü, belinde kılıç, başında tolgası, üzerinde sarığı
ile, bir aslana benziyordu anası arkasında: “Seni Allah’a ısmarladım. Şimdiden
gazan mubarek olsun. Çabuk dön ki, Hak Teala seni o güzel makamlara ve hurilere kavuştursun.” Diye
sevinç göz yaşları döküyordu.
Abdullah bin Zeyd
anlatıyor:
Sahralar, dağlar, dereler, ırmaklar geçildi. Rum
toprağına varılıp, düşman ile karşılaşıldı, kafirler ile müslümanlar
karşılıklı saf bağladı. Bir tarafta, hafızlar Kur’an okumağa, bir tarafta devrişler yüksek sesle tevhid etmeğe başladı. Gulgulei-tevhid, Allah’u- ekber sedası arşı alaya yükseldi. Suvariler
atlarını mahzurlayıp düşman üzerine yüklendiler.
Artık, iki taraf bir birine kıyasıya saldırıyor, mü’minlerin
“Allah, Allah” sedaları, kafirin ise “Hura” naraları
birbirine karışıyordu. Bizim genç, güzel gazimiz yüzünden nikabını
atmış, süngüğsünü atının kulakları arasında tutmuş, suvarilerin en önde kafir askerlerine karşı at sürüp, öyle
kahramanca cenk ediyordu ki, nice harp görenler böyle cenk ve hamleleri
yapamazdı, gözlerini semaya dikiyor, bakıyor. Tekrar saldırıyor, Rütbei-Şehadeti arıyordu. Bana
korku gelmişti. Zira, öyle harp olmazdı. Çünkü kendini helak ettirmek
istercesine dövüşüyordu. Koşarak yanına vardım:
-Yiğitim, canım, harp öyle yapılmaz ! Cihad, savaş, düşmanı harp harici etmektir. Sen kendini
feda etmeye uğraşıyorsun ! dedim.
Böyle çabuk hamle yapma. Kendini koruyarak,
yorulmayarak yavaş yavaş cenk ed.
Kendini koru. Arkadaşlarından ayrılıp ileri gitme. Zira henüz cenk ahvalini
bilemezsin. Korkarım ki sana bir zarar erişe, dediğinde.
Ey şeyhi aziz!
Benim gördüğümü gören, can feda etmek değil, bin
canı olsa fedaya hazırdır.
Ben dedim ki:
-Ne görüyorsun?
Bana sevine sevine
anlattı:
O gün mescitte vaaz ettiğin zaman, bize
müjdelediğin şeyleri işitmiş fakat görmemiştik. Şimdi o söylediğin makamları
ben görüyorum. Resul Aleyhisselam bana ağuşunu (Kucak, sığınılacak yer.) açtı. İbrahim Halilullah bana selam veriyor beni çağırıyor. Yetmiş kadar
huri Cennet burçlarından bana bakışıp gülüyorlar ve beni çağırıyorlar. Seniniz
senin gelmeni bekliyoruz, diyorlar dedi.
Ben bu sözleri yiğiyyen
işittiğimde gözlerim yaşardı, ağlamaya başladım. O hemen atını mahzurladı. Tekbir getirdi. “Allahu
ekber, Allah, Allah” deyu
kafirlere öyle bir saldırdı ki, kafiri kıra, kıra düşman askerlerinin içine
kadar gitti. Çakal sürüsüne saldıran aslan gibi kafir askerini dağıtıp, yine
onları kıra kıra yanıma geri geldi ve bana şöyle
hitap etti:
Bize şehadetin ne
mertebe olduğunu sen öğrettin. Şehid olacağından mi
korkuyorsun? Bu rütbeyi benden mi esirgiyorsun? dedi.
Ben cevap verdim:
-Ey gözümün nuru. Senin şahadetinden, şehid olacağından ağlamıyorum. İslam böyle bir bahadırı
kaybeder diye yakınıyorum. Sen ebedi hayata kavuşursun. Fakat bizim gözümüzden nihan (Sır) olursun. Gaziler de böyle makama erişirler. Hem
ağlayışım sana gıpta etmemdendir. Sana imreniyorum, dedim.
O, hayır, hayır ! Ey şeyhi aziz ! Bu nimeti terk
etmem. Bu yüce İlytifata erdikten sonra tekrar dünya
hayatına meyl etmeme imkan yokyur.
Bak beni çağırıyorlar, dedi.
Hava iyice ısınmıştı. Başından miğferi, sırtından
zırhını çıkardı, elinden süngüsünü attı. Kılıcını aldı. Tekbir getire, getire
kafire öyle bir kılıç vurdu ki, dil ile tarif edilemez. Çok kafiri kırıp,
Allah, Resul ve Kur’an düşmanının canlarını Cehennem’e yolladı. Düşman, zaten
kendisine zayiat veren bu kahramanı kolluyormuş ki,tekbir alıp tekrar, tekrar
düşman içine dalmasını fırsat bilip, etrafını çevirdiler. Yüzlerce düşman
süngüsünü ve kılıcını birden o yiğide vurdular. Her tarafı kan içinde kalmıştı.
Akibet o beyti-hüda attan
aşağıya yıkıldı. Müslüman askerler bu hali görünce bir ağızdan tekbir ve tehlil ile düşmana öyle bir hücum ettiler ki, ta ikindi
vaktine kadar süren bu cenki azimde deryalar gibi kann aktı. Dağlar gibi cesetler yığıldı. Nihayet düşman
bozulmuştu. Sanki o bahadırın, şahadeti zafer bekliyordu. Düşman bozulmuş,
kaçıyordu. Cesetler ve yaralılar arasında o yiğidi buldum. Sırt üstü yatmıştı.
Gözünü arşı alaya açmıştı. Kanlara gark olmuş, mübarek boğazından hala kann akıyordu. Bir mübarek koku dimağımı doldurdu. Iki gül yanağı henüz solmamıştı, nuru parlıyordu. Gözlerim
kamaştı. Dudakları oynuyordu. Dinledim: “La ilahe illallah” diyordu. Gözlerini
açtı. Bana baktı. Eliyle semayı gösterdi, tebessüm etti. Bana sanki “Ben
muradıma nail oldum.” Diyordu ve öylece kaldı. O mübarek şehidi kucağıma aldım,
bir münasip yere kabir kazdım. Kanı ile defin ettim. namazını kıldım.
O gece anası dahi rüyasında oğlunu görmüş, bir
taht kurulmuş, ol tahtın azametini, vasfını Allah’tan başka kimse bilemez. O
yiğit o tahtın üzerine oturmuş. Annesi der ki:”Ey çiğer
parçam! Ne haber ? Allah Celle sana nasıl muamele
etti?” Şehid der ki :” Ey anneçiğim
! O güzel makamlar ve huriler bana verildi. Muradıma nail oldum. Şehid olduğum an, bana verilen huriler benim kudümeme hazır imişler. Hemen beni kucakladılar Cennet’e
götürdüler” dedi.
İşte, Allah yoluna bezli-can eyleyen böyle ulu
makamlara erer, Cennet’in güllerini derer, iltifatı-ilahiyyeye
nail olur. Resulüllahın sohbetine erişir.
Hasan (R.A) şu hadisi, Nebi Alehisselamdan
nakil ediyor:
“Şehidler Allah’ü Teala’nın katında
hayattadırlar. Ve onların rızıkları ervahlarına verilir. Onlara verilen bu
nimet, bu iltifatı Rabbaniye ile ferahlanırlar. Ali Firavun’un ruhları akşam ve
sabah ateşe arz olunup azaplandıkları gibi, bunlar da
nimeti ilahi ile rızıklanırlar.”
Şüheda hakkında Allah’ü Teala kitabı keriminde şöyle buyurmuştur:
Mealen: Allah yolunda
öldürülenleri sakın ölü sanmayın ! Bil’akis onlar
diridirler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli
bir halde Rableri yanında rızıklara mahzar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek
ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kerdeşlerine de hiç bir keder ve korku bulunmadığı
müjdesinin sevincini duymaktadırlar.
(Al-i İmran suresi ayet=
169-170)
H İ K A Y E
Çanakkale harbinde saf ve
temiz bir eri, emir eri olarak ayırırlar. Fakat, bu Mehmetçik, emir eri olmaya
gönlü razı değildir. Fakat, birşey de söyleyemez. Ne
yapsın ? Askerlikte itaat şart ! Birgün, kumandanına
çıkar “ Kumandanım, ben köyde imamdan dinledim. Harpta şehid
olanlara Allah, huri kızı verirmiş. Müsade ediniz,
düşmanla göğüs göğüse çarpışayım. Şehid
olayım. Huri kızı alayım.” Diye rica eder.
Kumandan, bu söze güler, “haydi işine bak” der
başından savar. Birkaç gün sonra, yine aynı sözleri söyleyip, cephede düşma ile çarpışması için müsade
ister. Kumandan, Mehmede acır. Zira, giden geri
gelmiyor “Oğlum işin yok mu senin?” der. Askercik. 1Efendim bana köyde kız
vermiyorlar, fakirim diye hor görüyorlar. Ne olur şurada huri kızı ile
evleneyim” der. Ve kumandana defalarca günlerce yalvarır. Kumandanın iyice canı
sıkılmıştır. “Haydi git de huri kızı al bakalım” der. Neferi ön safa gönderir.
Bir hücum esnasında nefer alnına yediği bir kurşunla rütbei-şehadete erişir.
Iki taraf arasında,
yaralıları ve ölüleri kaldırmak için yapılan bir duraklamada, kumandan cesetler
arasında şehid olan neferi, yani kendi emirerini görür. Üzülür canı da sıkılır. “Bu kadar ısrar
etmesi buna mı idi” neferin cesedine karşı sinirli bir halde “Aldın mı huri’yi
?” siyerek söylendiğinde, yerde yatan şehidi hakiki elini kaldırıp iki
parmağını gösterir. İki huriye sahip olduğunu işaret etmek isteyen bu el hemen
yere düşer.
Kumandan yaptığına nadim olup, şehidi eminin
üzerine kapanıp göz yaşları döker. Sonradan kendisi de şehadete
nail olur.
Şehidliğin ne olduğunundan
bir nebzecik bahs ettik. Cuma, öyle mübarek bir
gündür ki; Resulü Ekrem (S.A.V), Cuma gecesi, Cuma günü vefat eden bir mü’min ise şehid olarak vefat
eder. Kendisine, şehid sevabı yazılır buyuruyor. Cuma
günü ölen mü’min ise kabir fitnesinden kurtulur.
Yine Resulü Ekrem Efendimiz buyurdular: “Cuma
namazına yetişen kimseye yüz şehid sevebı verilir.” Mücahid’den
rivayet olunduğuna göre, bir adam İbni Abbas’a geldi,
dedi ki; “Ya İbni Abbas ! bir adam var, gece namaz
kılar ve gündüzleri oruçlu. Lakin Cuma namazına gelmiyor. Cemaata devam
etmiyor. Cemaatle namaz kılmıyor. Bu adamın ahirette
yeri neresidir?” İbni Abbas bu soruya cevaben dedi
ki: “Böyle olan kişinin yeri Cehennem’dir.” Bu zat, bir ay mütemadiyen aynı
soruyu sorduğunda, İbni Abbas’ın “O kişi narı cahimdedir” cevabını verdiği Mücahid
haber vermede. (Tenbilil gafilin- sayfa 49)
Ey mü’minler ! Bakınız;
bir kimsenin beş vakit namazı kılıp, geceleri de namaz kılıp, gündüzleri oruçlu
olduğu halde, Cuma namazına gitmediği için Cehennem’e gireceğini duyurduk. Ya,
hiç namaz kılmayan, oruç tutmayan, Cuma bilmeyenin hali nice olur ? Sizin
irfanınıza terk ederim. İbni Abbas, Resulü Ekremin amcası Hazret-i Abbas’ın
oğludur.
Ayların hayırlısı, Ramazan ayıdır. Zira, Kur’anı-Azim o mübarek ay’da nazil oldu. Bin aydan hayırlı
olan Kadir gecesi bu mübarek aydadır. Dinin rükünlarinden
olan oruç bu ayda farz oldu. Nafile ibadetlere bu mübarek ayda farz sevabı
verilir.
Amellerin en hayırlısı, dinin temellerinden olan,
zamanında kılınan beş vakit namazdır. Günlerin hayırlısı yevmi Cumadır. İbni Abbas (R.A), Cuma günü vefat eyledi. Üç gün sonra İbni Abbas’ın verdiği bu cevaplar Esedullah
Ali İbni Talibe vasıl oldu. İbni Abbas bu sorulara
böyle cevap vermişti dediklerine, İmam Ali kerremallahu
veçhe şöyle buyurdu;”Doğudan batıya, bütün ülemaya, hükemaya ve fukahaya bu üç mesele
sorulsa, İbni Abbas’ın verdiği cevabı verirleri. Şu
kadar varki, ben de bu cevaba şunu derim, amellerin
hayırlısı Cenabıhakkın senden kabul ettiği ameldir.
Az olsun çok olsun. Ayların hayırlısı da senin Cenabı Zülcelale
tövbei-Nasuh ile tövbe
ettiğin aydır. Günlerin hayırlısı da, iman ile göçtüğün gündür.
İmamı Aliden rivayet olunduğuna göre, Resulü Ekrem
buyurdular: “Cuma günü her mescidin kapısına yetmiş Melek oturup. Bu Melaike hazaratı, mescide girenlerin isimlerini yazarlar. Nihayet
imam minbere oturduğu vakit en son bir adam girer ve kimseye eza vermeden
oturur. Dünya kelamı söylemez. Cuma kılanlardan en az ecir alan işte bu
adamdır. Böyle olmasına rağmen, kıldığı Cuma ile, bir evvel geçen Cuma arasında
işlediği günahlar af olunur. Cumayı kılıp en az ecir alan böyle olursa ve bu
nimete ererse, erken gelenin, ne büyük fazilete erdiğini sen hesap eyle.”
Allah’ü Teala
Zül-celal vel-kemal Hazretleri bu günü fazlı
kereminden bu ümmete hediye etmiş. Bu gün hakkında Kur’anı-
Azimde bir sure-i celile inzal buyurmuştur. Cuma günü
ruhlar toplanır. Kabirleri o gün ziyaret etmelidir. Zira o gün yapılan ziyaret,
kebir sahibine vasıl olur. Evliyaullah müstesna. Zira
onlara sair günlerde de ziyaret yapılsa sahibine vasıl olur.
Cuma günü kabirleri ziyaret efdaldir.
Cuma günü meftalar azabı kabirden emin olurlar. Keza
Cuma gecesi ve günü kabire giren, zabı
kabirden kurtulur. Mü’min olnası
şarttır. Cuma günü Cehennnem hararetlendirilmez. Cuma
günü ehli Cennet olanlar, ahirette Rabbil Alemini ziyaret edecektir ki, ahirette
dahi Cuma günü vardır. Allah’ü Teala
Cuma günü Cennet’ten Cemalini müşehade ettirecektir.
İndi-İlahide Cuma gününün adı “Yevmi Mezid”tir. Melek’ler Cuma gününe yevmi mezid
derler. Ehli-Cennet, Cuma günü Cenabı Zülcemalin cemaline
nazar ederler. Mü’minlerin bayramıdır, fukaranın
Haccıdır. Cuma gününde bir saat vardır ki, her dua kabul olunur.
Hz. Ademe ruh, Cuma günü verildi, Hz. Nuh Cuma
günü necata erdi. Hz. Adem Cuma günü Cennet’e vasıl oldu. Hz. Yusuf, Cuma günü
hapisten kurtuldu. Hz. Musa’ya nusreti ilahi o’gün erişti, Firaun.o gün suya
gark oldu. Hz. İsa o günü semaya kaldırıldı. Resulü Ekrem Efendimiz, Bedirde, küffarı Kureyşe Cuma günü zafer
kazandı. İslam, Cuma günü kurtuldu. Ehli-Cennet nezdindeCuma
gününün ismi, Darüsselamdır. Zira, günahlar Cuma günü
örtülür ve bağışlanır. Ehli-nardan Cuma günü azab, ref’ olur Cuma günü okunan selat-ü-selam,
Resulü Ekreme bilvasıta, yani vasıtasız ulaşır.
Cuma ve Pazartesi gecesi, ümmetin yaptığı iyilik
ve fenalık Resulü Ekreme bildirilir. Kıyamet, Cuma
günü kopar. Cenabı Kadir Kayyum, bir kavme azab etmeyi murad ederse o kavmi
Cuma günü ve gecesi ile leylei-Kadirin feyz ve kadrini bilmekten mahrum eder.
Cuma gününün ne olduğunu ve ne gibi fazilete malik
olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Cuma gecesi ölenlerin ruhları hanelerine yani
evlerine gelirler, geride bıraktıkları, kendilerini hayır ile yad etmeyen evlat
ve akrabalarına lisanı hal ile, “sizlere evler, bağlar, bahçeler, tarlalar
bıraktık, Siz bizi burada aç bırakıyorsunuz. Ne olur, bizlere de
bıraktıklarımızdan gönderiniz.” Derler.”Birgün siz de
bizim gibi olacaksınız. Sizleride kimse hayır ile
anmayacak.” Deyip boyunlarını büküp, kabirlerine dönerler. Hayır ile yad
edilenler ise: “Allah sizlerden razı olsun. Bizi hayır ile yad ediyorsunuz.
Sizi de hayır ile yad etsinler.”derler. cuma akşamı olduğunda ölülerimizin
ruhlarını şad edecek hayırlar yapmalıyız. Bak şu kıssayı ibretle oku:
Semerkand’da bir saka vardı. Her Cuma
günü, kazancını Allah rızası için ana ve babasının ruhlarına tasadduk ederdi. Her vekit
namazdan sonra dua etmeye ahdetmişti. Bir Cuma günü, para kazanamadı. Bir alime
gidip nezrini: “Ben her Cuma günü kazancımı ana ve babamın ruhuna sadaka etmeyi
nezir etmiştim. Bu Cuma günü para kazanamadım. Bu ahdimi yerine getirmek için
ne yapmalıyım ?” dediğinde; O alim “Evladım ! Şimdi kavun, karpuz zamanıdır.
Kavun, karpuz kabuklarını topla, merkep ve atlara. Koyun ve keçilere ver.”
dedi. Saka da öyle yaptı. O gece rüyasında ana ve babasını gördü. Ana ve babası
rüyasında ona “Ey oğul, her Cuma gecesi bize hediyeler gönderir bize ikram
ederdin. Fakat çoktan beri kavun, karpuz istiyorduk. Allah senden razı olsun.
Bu Cuma bizlere kavun ve karpuz ikram ettiler. Sen hayvanlara kavun ve karpuz
kabuğu verdin, Allah bize Cennet kavun ve karpuzlarından ikram eyledi.”
Dediler.
Meşayihten rivayet olur ki; Cuma
geceleri yahut Cuma günü, ölenlerin ruhları evlerin kapılarına gelirler ve
şöyle hitap ederler:
“Ey sevgili oğlum ! Ey sevgili kızım ! Ey kardeşim
! Ey evimde oturanlar ! Türlü türlü nimetler
yiyorsunuz. Biz kabirde açız, sususuz, karanlık
yerdeyiz. Siz aydınlıkta, biz karanlıktayız. Siz yumşak
yataklarda, biz çıplak, topraktayız. Bizi hiç anmıyorsunuz. Bizi unuttunuz.
Sizden rica edip, sizlere yalvarıyoruz. Bizim için sadaka ve hayır ediniz.
Bizim için dua ve istiğfar ediniz ki, bizlere yiyecek, aydınlık, yatak ve örtü
olsun. Bu yaptığınız hayır hasanat, dua ve istiğfar
bizim için büyük hediyedir.” Diye ta sabaha kadar yalvarıp yakarırlar.”Bari
bunları yapmazsanız, sofranızdan artmış ekmekleri köpeklere ve kedilere bizim
ruhumuz için veriniz.. “Bize sevabını bağışlayınız.” Derler. Bu zevatın
akrabasından birisi hayır eylese sevinirler.”Allah sizden razı olsun, sizleri
de Allah sevindirsin. Siz bizleri unutmadınız. Allah sizi iki cihanda aziz
eylesin” deyip giderler. Şu kimseler ki, ölülerini hayır ile yad etmezler,
ölülerinin ruhları da öylece beddua ederler. “ Allah’ü
Teala sizleri mahrum etsin. Sizin bizi mahrum
ettiğiniz gibi.” Deyip boyunları bükük mahzun olarak giderler. Bu haberin sahih
olmasına delil olarak bu hadisi şerif-i gösterdiler:
“Adem oğlunun ameli, pazartesi ve perşembe günü Allah’ü Teala’ya arz olunur.
Lakin sılayı-rahmi terk edenin ameli hayriyesini
Allah kabul etmeyip, red eder. Yapılan hayrın
peygamberlere ve babaya, anaya arz olunması Cuma günüdür.”
Ey insan oğlu ! Sonumuz ölümdür. Hayır ile
anarsak, hayır ile anılırız. Dünyanın bekası yoktur.Mamurlar harap olsa
gerektir. Düzenler bozulur, imaretler, saraylar yıkılır. Sevdiğiniz mallarınız
sevmediklerinize kalır. Her gün bir Melek şöyle hitap ediyor, şöyle nida
ediyor: “Doğum, ölmek için. Binalar yaptın, harap olmak için” Harap olacaktır,
sonu ölüm ve harap olmaktır. Verilen nimetler harap olsa gerek. Mutilere sevap,
asilere ikab vardır. Akıllı olan kimse, ahiretini yapar. Mümkün olduğu kadar kendini ve ehlini,
evladını, etbaını Allah rızasında ve ebedi mülke
yetiştirmeye çalışır. Ölüsünü, dirisini Hak’ka yarar
amel ile memnun eder.
H İ K A Y E
İsa alyhisselam,
bir kabre uğradı. Bu kabirden nur leman etmekte ve güzel
kokular gelmekte idi. Allah’ü Teala’ya
münacaat edip, bu kabir sahibinin dirilip kendisi ile
konuşmasını istedi. O anda kabir ikiye şak oldu. İsa aleyhisselam
gördü ki, bir zat oyturmuş, önünde Cennet sofrası,
Cennet nimetleri yiyor. Bu mubarek kokunun bu
nimetlerden geldiğini bildi ve kabir sahibine sordu: “Sen kimsin?” Kabir
sahibi. “Ya ruhullah, sizi yahudi
taifesi öldürmek murad ettiklerinde size kaçın diye
haber veren kişiyim.” ”Peki bu nimete ne sebeple, hangi amelle nail oldun?”
dediğinde “Bu nimet benim amelimle değil. Dünyada benim bir salih torunum var.
Daima benim ruhum için sadaka ve hayır eder. İşte bunlar o sadakaların
sevabıdır. Bu nimetleri, bu nurlar. O Allah’a muti, salih olan torunumun bana
olan hediyesidir.” Dedi.
İsa aleyhisselam “Bize
evladın faidesinden haber ver” dediğinde o kişi.”Ya ruhullah ! Siz ki dünyada nübüvvetle biliniyorsunuz. Biz de
kabirde; dünyada salih evlat, ahfad iletefahur edip tanınırız. Bahusus, Cuma gecesi olunca, Allah’ü Teala o evladın sadakatından, istiğfar ve duasından Melek’lerle nurdan
tabaklar içinde kabir ehline böyle nimetler ihsan olunur. Bu gelen nimetlerden
dolayı bayramlar ederiz. Herkese evladının gönderdiği hayrı, sadakası miktarı,
nimetler ihsan olunur. Oğlu olmayan, torunu bulunmayan mevtalar, yahud oğlu akrabası olup ta kendilerinden hayır hasanat alamayan mevtalar “Benim oğlum yok. Benim torunum
yok. Beni hayır ile yad etmiyorlar diye mahzum
olurlar.” Dedi.
Resulüllah “Bir kimse, her Cuma
gecesi ana ve babasının kabrini ziyaret etse, (yani ikindiden sonra) onlara
ihsan edenlerden sayılır.” (Beşaretini haber vermişlerdir.)
Şer’a şehrinde, ana baba
kılınacak namaz bildirilmiş lakin ne sureler okunacağı yazılmamıştı. Ben fakir,
burada bu vesile ile bazı ehlullahın eserlerinde, bu
namazda ne okunacağını beyan ettiklerini bildiriyorum:
Cuma gecesi iki rekat namaz kılıp, bir rekatında
bir Fatiha yani bir Elham suresi, bir Ayet-el-kürsi, bir İhlas, bir Rabbil-Felak suresi okunur.
İkinci rekatta ayni sureler okunup, selamdan sonra
yirmi salavat verilir ve ana babanın ruhuna hediye edilir.
Yahut Resül Alyhisselamda rivayeten:
Bir kimse akşam ile yatsı namazı arasında iki
rekat namaz kılıp her bir rekatında birer Fatiha, onbeş
İhlası şerif okusa, selamdan sonra yirmi kere salavat getirse ve bu kıldığı
namazın sevabını ana va babasının ruhlarına hediye
eylese, muhakkak o kimse ana ve babasının hakkını eda etmiş, onlara ihsan etmiş
olur. Bu namazı kılan kimseye Allah’ü Teala şehidler, derecesi veliler
kerameti ihsan eder.
Sıratı geçerken sağında Cebrail (A.S), solunda
İsrafil (A.S), önünde Melaikei kiram, istiğfar,
tekbir, tehlil ve tahmidlerle
Cennet’e idhal edip, İsmail ve İshak
nebi civarında bir ak inciden kubbeye iletirler.
Vaideyn hakkında kılınacak ikinci
namaz şudur ki;
Bir kimse Cuma gecesi, akşam ile yatsı
namazı arasında iki rekat namaz kılıp her rekatta bir Fatiha, beş Ayet-el-kürsi, bir İhlas ve beşer defa Felak ve Nas
surelerini okuyup her iki rekatta da aynı sureleri tekrar edip, namazdan selam
verdikten sonra hasıl olan sevabı ana ve babasının ruhuna hibe etse, onların
hakkını ödemiş olur.
Tabbi, hayatta iseler onlara
ihsan şarttır. Hayatta iken, cehaletle onların kıymetini bilmeyip, hakkını eda
edemeyip sonradan din ve diyanete vakıf olarak ana baba hakkını öğrenen ve
lakin öldükleri için onlara olan evlatlık borcunu bu şekilde eda etmek
isteyenler bu tertipdeki namazları kılmakla Allah’ü Teala Zülcelalin
affına mahzar olurlar ve ana babasını razı etmiş olurlar.
- Ey aşıkı sadık. Cuma
kılmak için bir Cuma’dan, bir Cuma’ya kadar yani yedi gün yol yürüsen ve namazı
kılıp mescidden yedi günde evine dönebilsen bilsen
yine de Cuma namazını terk etmemek gerekir. İşcine,
uşağına emrinde çalışanlara Cuma kılmayı men etme ! Cuma vaktinde kaçırdığın
alış veriş için üzülme. İşim geri kaldı diye mahzum
olma, Ticaret için, keyfin için, tenbelliğinden
dolayı Cuma’yı terk eyleme! Bu namazda sana verilen eciri,
sevabı bir bilsen. Dünyalar dolusu altına bu zikri-ilahiyyeyi
değişmezsin.
Cuma namazını kıldıktan sonra, Allah’ın rızasını
ara. Allah’ı zikir et ki; felaha, necata eresin. Felaha ermek, Cennet’e
girmektir. Necata ermek, narı-cahimden kurtulmaktır.
İşçine, uşağına, hakkını terleri soğumadan ver. onların hakkını yerine getirmemezlik eyleme! İbadet ve taatlerine
mani olma! Bir gün seni ağa yapan Allah, elinde malını emlakını
alıp uşak da yapabilir. Ağır ağır kiralar yükleme.
Bir gün elinden malın çıkar da kiracı olursun. Yetimlere yoksullara merhametli
ol. Onların da anaları babaları var idi. Bir gün sen de ölüp, senin de
çocukların yetim kalacaktır. Yoksullar hep yoksul değildir. bir zaman onlar da
variyetli idiler. Belki bir gün sende yoksul olabilirsin. Hep bunlar dünyaya
aittir. Bir de ahiret vardır. Buradaki yoksulluk
fani, oradaki yoksulluk bakidir. İman ile göçmeyenler ebedi narda kalacaktır.
Rütbene güvenme. Ariyettir.(geri vermek üzere
alınan, geçici.) soyunursun. Kasana dayanma,bekası yoktur. Elinden çıkabilir.
Kasasına güvenip “Benimdir !” diyenlerin eline sadaka verdiğimiz oluyor.
Akşam zelil olan, sabah aziz; sabah aziz olan
kimse, akşama zelil olmada. Karşına alıp konuşmaya tenezül
etmediğin kişi, senin amirin olarak geldiği gibi, akşamdan zülmu
ile korktuğun kişi, sabah zelil oluverir. Görenedir, görene. Köre nedir ? Köre
ne ?
Daima Allah’tan kork ! Onun rızasını ara !
Resulünü çok sev ! İmanın kemali, onu her şeyinden fazla sevmektir. Cuma’nın
Beş vakit namazın kıymetini bil !..
Resul Aleyhisselatu vesselem; Cuma günü hutbe irad
etmek üzere minbere çıkıp, mübarek cemalini cemaate karşı döndürmüşlerdi. Ayak
üstü durup beliğ bir hutbe irad buyuruyorlardı. O
sırada, Şam’dan gelen bir kervan şehre yaklaşıyor ve şehre girdiğini bildirmek
üzere defler vuruyor, önde bulunan bir adam da gelişlerini halka ilan ediyordu.
Mescidde bulunanlardan, kervanın gelişini bu suretkle öğrenenler Resülullahın
hutbesini bırakıp, kervanı karşılamaya koştular. Mescidde
on iki kişi kalmıştı.
Allah Resulü buyurdu ki;
“Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim
ki; Sizden eğer bu on iki kişi kalmasa idi, bu vadi ateş ile dolacaktı.”
Ey Cuma namazı kılmayanlar! İyi biliniz ki, Cumayı
kılanlar olmasa bulunduğunuz beldeler belki ateşle dolabilir, helak
olabilirdiniz. Bu köyü huy,bu tenbelliğinizin inkar
ve itaatsizliğinizin cezasını görmeyeşinizi Allah’a
itaatkar olan mü’minlere borçlusunuz. Nasıl ki, Resul
Aleyhissalatü veselem ile
birlikte diğer itaatsizler ceza görmediler ise, sizler de bu devirde Allah’ın
ibadet ve taatine koşan sadıkların, salihlerin ve
aşıkların yüzü suyu hürmetine bu dünya yüzünde azaptan kurtuluyorsunuz.
Evet; dikkat edin ! Bu dünya yüzünde böylece dünya
azabından kurtulmuş oluyorsunuz. Ahiret aleminde böyle olmayacaktır. Zira Resulüllah (S.A.V) efendimizin şu sözleri ne kadar
korkutucudur:
“Özürsüz olarak üç Cuma namazını kılmayan banden şefaat ummasın !”
Müminler! dikkat buyurunuz. Bu büyük bir tehdittir
ve tehdit de beş vakit namazıedip te,
özürsüz Cuma cemaatle kılınan Cuma namazına gelmeyenlere yapılan tehdittir.
Beri tarafta beş vakit namazdan, hatta bayram, cenaze namazından bile bihaber
olanların ne dereceye düşeceğini sizlerin iz’an ve
irfanınıza terk rdiyorum.
Ey mümin kardeşim ! Cuma namazını kılmakta gayret
gösterenlere yapılan şu müjdeye bakınız. Eba Bekir Sıddık Radiyallahu anh, efendimiz sallallahü aleyhi vesselemden şu müjdeyi vermektedir:
“Bir kimse Cuma günü, Cuma namazı için gusl etse, yani baştan aşağı yıkansa, temizlense. O
kimsenin günahları örtülür. Mescide giderken, oraya varıncaya kadar her bir
adımına yirmi sene ibadet etmiş sevabı verilir. Namazı kıldığı takdirde ona yüz
sene ibadet etmiş sevabı ihsan buyrulur.
Nebi Aleyhisselam
rivayet ettiler ki, Cebrail Alehisselam bena geldi, elinde beyaz bir ayna vardı. Sordum.
Bu nedir ya Cebrail?
Rabbim sana Cuma gününü bununla arz ve beyan etti.
Cumayı da, sana ve senin ümmetine bayram kıldı.aynanınortasında
bir nokta vardı. (Bu nokta nedir ?) diye sordum,
Cevaben bana dedi ki:
Yirmi dört saatte bir saat verdır
ki, o saate edilen dua kabul olunur. İşte, bu nokta o saate işarettir. Cuma,
günlerin efendisidir. Cumada bir saat vardır ki, o saate edilen dualar red olunmaz. O saatin ise, hatiplerin hutbe okuduğu vakit
içersinde bulunduğu mükaşefe erbabı tarafından
bildirilmiştir.
Hati minbere çıktığında, iki
rekatlık farzdan selam verinceye kadar yapılacak alış veriş, ticaret haramdır.
Bütün hafta alışveriş yapabilirsin. Lakin bu vakitte haramdır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadisi
şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
“Cumaya ilk giden kişi, Allah yolunda bir deve
kurban etmiş gibi sevab kazanır. Ikinci
giden kişi, Allah yolunda bir inek kurban etmiş gibi; Üçüncü giden ise, koyun
kurban etmiş gibi; dördüncü olarak giden bir tavuk sadaka vermiş gibi. Beşinci
olarak giden ise, bir yumurta sadaka etmiş gibi sevaba nail olur.”
Hatip minbere çıktığı vakit, mescid
kapısında durup bu sevapları yazan Melaike kalemlerini ve defterlerini alıp
minberin yanında toplanırlar ve hutbeyi dinlerler. Hatip minbere çıktıktan
sonra gelenler ise yukardaki sevaplara erişemez.
Resmen üzerine farz olan borcunu eda etmiş olur. Bu vakitte gelen zevatın
aldığı ecri ise dersin başında beyan etmiştik.
Cuma namazı kılmak için yolu uzak olan yerlere
gitmeye gayret et. Her bir adımı için verilen sevabı beyan ettik. Temiz elbise
giy ! Fakat, yanlız üstünü başını temizlemekle kalma.
Kalbini ve amelini de temizlemeye çok dikkat et, gayret göster. Hutbeyi
dinlerken konuşma, hele hele hiç uyuma. Çünkü Cuma
hutbesi, iki rekat namaz yerine kaimdir. Nasıl namazda konuşulmaz ve uyunmaz
ise hutbe de böyledir.
Geç geldinse, ön tarafa geçeceğim diye ibadullahı
eze eze ön safa geçmeye çalışma! Güzel koku sürün. Vaktin
müsaitse i,şin yok ise, camiye erken gel ve geç çık.
Fukaraya tasadduk et. O gün evine ve ailene hergünden fazla ikram ve ihsan eyle. Onlara güler yüz
göster. Günahtan, mes’uliyetten çok kaçın. Zira,
Cumaya hürmet eden nasıl pek büyük ecir ve sevaplar verilirse, ona hürmetsizlik
eden kimselere de o derece azab verilir. Tıpkı, bir
padişaha karşı kalkavukluk yapmaksızın hürmet
gösteren kimse. O padişah tarafından ihsan ve ikram içersinde bırakılır ve
padişaha karşı hürmetsizlik eden, edepsizlik yapan kişi de nasıl
cezalandırılırsa bu da böyledir.
Sakın özürsüz Cuma namazını terk etme,
münafıklardan olursun, zira Resul Aleyhisselam
Efendimiz hadisi şeriflerinde:
“Bir kimse tebellikle üç
Cumayı terk etse o kimsenin Allah kalbini mühürler.”
Diğer bir hadisi şerifte de:
“Özürsüz üç Cuma namazını terk eden münafıklardan
yazılır diyorlar.”
Şerefi, izzeti, faidesi
çok olan birşey, fesada uğrayınca o hepsinden kötü
bir duruma düşer. Basit bir misal: Taze vaziyette iken içilen veya yenilen
yumurta ne kadar faydalı ise, bayatlayan, fesada uğrayan, bozulan yumurta
insanı zehirler.
Buna misal olarak Cumaya ne kadar hürmet ve tazim
gösterirsen, o derece sevap alırsın. Ne kadar hürmetsizlik gösterirsen, o Cuma
namazı senin helakına sebap
olur. Safları düzgün tut. Sıklaştır. Yapıldığı vakit mükafatı büyük olan bir
işin terkedildiği zaman cezası o nisbetle
büyük olur.
Namazda saf olmak, yanlız
namaz kılarken ki, sıraların düzgün olması demek değildir. safları iyi ve
düzgün olması ile birlikte senin kalbinin de saf ve temiz olması demektir.
Kötülükten kendini tathir etmendir.
“İstekıymü yerhamkümullah” istikamet ediniz ki, Allah size merhamet
etsin kavli nesebinden murad, sadece namaz esnasında
saf olmak değil; aynı zamanda kalbini de saf hale getirmeye murattır. Her
işinde istikamet yani özü sözü doğru olmayı muradttır.
Namazda safı düzeltip, saf’a istikamet verip; namaz haricinde kalbini
kötülükten tasfiye, nefsini fenalıktan tezkiye etmeyen, işinde sözünde doğru
olmayan yalancılık yapan, nerede kaldı ki, Allah’ın Rahmetine nail olabilir.
M Ü N A C A T
(D U A)
Ya Rabbi ! Bizi Cumanın
şefaatine nail eyle ! O günde sana ibadet kılıp, senin rahnmetine
erişen salihler zümresine bizi de dahil eyle ! Cuma günü bizim muradımızı ihsan
eyle ! Muradımız senin rızandır. Bize daima rızai
şerifine muafık ameller işlemeyi nasip eyle ! Belki
kıldığımız bu Cuma namazı bizim son namazımızdır. Haftaya yetişemezsek, iman
ile göçür. Salihlere ihlak eyle ! bizi zalimlere kul
eyleme ! Kafire esir, namerde muhtaç, nefsimiz elinde zebun eyleme ! Cumanın
şefaatine nail kıl. Şikayetinden emin eyle ! Sana hakkı ile ibadet edemedik,
aczimizi itiraf ediyoruz. Kusur ile kıldığımız ibadetlerimizi red etme. Senin celal ve azametini lütfunu
ve keremini bilemedik. Bilmemize de imkan yok. Verdiğin bu sınırlı akıl ile,
senin nihayetsiz hikmetlerini nasıl idrak edebiliriz ? aczimizi bilmek, seni
bilmektir. Affın ile nazar kıl, bizi mesrur et, sevindir.
Seni hakkı ile zikir edemedik. Bizi bu
noksanımızla kabul et. Verdiğin sonsuz nimetlere şükür etmek mümkün mü ?
Balığın denizde etrafını, her tarafını su kapladığı gibi, bizim etrafımızı da
senin nimetlerin öylece sarıldığı halde, biz bunların bir katresine
dahi şükr etmekten aciziz. Verdiğin nimetleri
saymaktan da aciziz. Sana gecede, gündüzde, varlıkta ve darlıkta şükr ederiz.
Kıyamımız secdemiz sanadır. Seni, noksan
sıfatlardan tenzih ederiz. Seni, tesbih ve taksid ederiz. Birsin, varsın, varlığına nihayet yok.
Bizleri, doğru yoldan ayırma ! sıratı mustakıym olan
İslam dininde sabit-kadem eyle ! Bizleri, hışım ettiğin ve gazabına uğrattığın
kimselerden eyleme ! Bizler asiyiz günahkarız ama, senin sevgili Muhammed’inin
ümmetiyiz. Merhametinden ümidimizi kesmedik. Divanına geldik. Bizi boş çevirme
! Bizi kapından kovma. Rahmetinden ümidimizi kesmediğimiz gibi bu ümitten de
ayrılmıyoruz. Bize Rahmetinle tecelli et. Sıhhat nimetini, iman devletini
üzerimizden kaldırma !.
Bizi, nefsi ile uğraşıp, seni unutanlardan eyleme
! Azabından korkarız. Rahmetini ümid ederiz. Sen O
Allah’sın ki, bir kez Allah diyeni af edersin. Biz seni her gün anıyoruz.şanına
layık mıdır ki, bizleri af etmeyesin ? Azap edersen senin kullarınız. Af
edersen ilahımız, melceimiz, (sığınılacak yer, kutulacak yer.) sensin. Sen günahları af edicisin.
İlahi ! Bizlere hışm
etme. Bizi asilere katma. Cehennem narına atma. Sen bizleri kapından kovarsan,
biz hangi kapıya iltica eder, nereye sığınabiliriz ? Bize gazap edersen, bizi
senin gazabından kim kurtara bilir ? Bize ikram edersen, bu ikramına kim mani
olabilir ? Ya Hannan ! Ya Mennan
! Ya Deyyan ! Ya Sübhan !
Ya Kadimel-Gufran ve Ya Kadimel-İhsan
! Bize lütfun ile muamele eyle ! Bütün hayırlı
işlerimizde bizlere kolaylık ihsan eyle ! Bizi kibir, gurur, ucub ve riyadan beri eyle ! Bize kendimizi küçük göster.
Kahrından necat ver. Bizi zalimlere ezdirme ! Nefsimize zebun etme. Gönlümüzü
pak, anlımızı ak eyle. Kalplerimizi nuru Kur’an ile pürnur,
dillerimizi tevhid ile süsle. Ya Rab ! İsmimizi defteri İslamdan
silme, cisimlerimizi tebdil etme. İmandan sonra küfre, hidayetten sonra
delalete, nurdan zulmete bizleri itme ! Yoktuk, var ettin. Zelil idik, aziz
ettin. Bizi şekli insana bürüdün. Çıplaktık giydirdin. Açtık, doyurdun. Cahil
idik, ilim verdin. Kendine kul, Habibine ümmet
eyledin. Bizi kulluğunda kaim, dininde daim eyle ! şeklimizi insan yarattığın
gibi, batınımızı da insan eyle ! Bizi affınla şad eyle !
Bu yazdığımız risaleyi şerifeyi
indi-ilahide ve indi Resülde makbul eyle ! Tesirini
halk eyle ! Okuyup, amil olan kullarını hesapsız olarak Cennet’ine kabul eyle !
Bizi duadan unutmayanları, iki cihanda habibinin nigahı iltifatına nail eyle ! Bu dersimizden Resulüllahı haberdar eyleyip, ruhu Resulüllahı
bizden hoşnut ve razı eyle !..
Bi- hürmeti seyyidil mürselin ve bi- hürmeti al-i aba ve bi-hürmeti
la ilahe illallah. Taha ve Yasin velhamdü-lillahi Rabbil Alemin.
Sübhane rabbike
rabbil izzeti amma yasifun
ve selamün elel mürselin vel hamdü
lillahi rabbil alemin.
Rızaen lillah
ve rızaen li resülillah ve rızaen li ricalillah.
El Fatiha...
| The CHM file was converted to HTML by chm2web software. |